İnfertilite (Çocuk İstemi) Tedavisine Karar Vermek İçin Ne Kadar Beklemeliyiz?

İnfertilite (Çocuk İstemi) Tedavisine Karar Vermek İçin Ne Kadar Beklemeliyiz?

  • 35 yaşın altındaysanız ve 12 aydan daha uzun süredir korunmasız ilişki kuruyorsanız,
  • 35 yaşın üzerindeyseniz ve 6 aydır gebe kalmak için uğraşıyorsanız,
  • 40 yaşın üzerindeyseniz ve 3 aydır gebe kalmak için uğraşıyorsanız,
  • Çocuk tedavisi görmenize rağmen başarılı sonuç alamadıysanız,
  • Daha önceki gebelikleriniz düşükle sonuçlanmışsa lütfen bize başvurunuz.

İnfertilite Nedir?

İnfertilite Nedir?
İnfertilite Nedir? Evli çiftler korunmasız ve düzenli olarak cinsel ilişkiye girdikleri taktirde ilk 1 yıl içinde gebelik elde etme olasılıkları %85 dir. Geri kalan çifte biz infertil diyoruz. Bu modern tıpta kısırlık değil ama neden çocuğu olmadığı araştırılması gereken grup olarak düşünülür. Biz kısırlık kelimesini kullanmak istemiyoruz. Bu nedenle bu ve bunu takip eden metinlerde infertilite gebe kalınmasında güçlük çeken grubu ifade edecektir.
İnfertil olan ailelerde %40 sebep bayanda %40 sebep erkekte geri kalan %20 grupta da her iki eşte de sorun vardır. Biz ilk görüşmede her iki eşi de birlikte değerlendirmekteyiz. Çift ilk geldiğinde ayrıntılı olarak her ikisininde öz geçmişini, aile hikayelerini ve daha önce tedavi için yapılan her işlem hakkında bilgi almaktayız.
Özellikle infertil çiftlerin şunu bilmesi gereklidir ki hemen hemen her merkezde birbirine yakın tedaviler yapılmaktadır. Ancak başarıyı artıran en önemli etken hasta ile doktor arasındaki güvendir. Bu grup hastaların en önemli sorunları tedaviyi yarıda kesmeleri ve çok çabuk doktorlarını değiştirmeleridir. Bu nedenle daha önceki tedaviler hakkında bilgi sahibi olmamız hiç olmazsa en baştan başlamamızı ve vakit kaybı olmasını engeller.

Ağrısız Doğum

Ağrısız Doğum
Ağrısız DoğumHer anne adayı ağrı duymadan doğum yapmak ister. Ağrısız Doğum, rahim kasılmalarını, annenin ıkınmasını ve aktif atılımını etkilemeden, ağrının giderilmesidir.
Doğum ağrısının azaltılması için birçok yöntem vardır. Bunlar; uygun açıklık oluştuktan sonra anneye damardan ağrı kesici ilaçlar vermek, rahim ağzını uyuşturmak ve epidural analjezi yöntemleridir.
Bunlar içinde etkinliği en fazla olan ve en çok tercih edilen yöntem epidural analjezidir.
Epidural analjezi, epidural alana lokal anestezik ve/ veya narkotik ilaçların verilmesiyle yapılan bir rejional ağrı giderme yöntemidir.
Epidural blokaj, vajinal doğumda analjezi (ağrısızlık) amaçlı, sezeryan doğumda anestezi amaçlı kullanılabilir. Yani, ağrısız doğum yaptırmak amacıyla epidural kateter takılan hastada, her hangi bir sebepten dolayı sezeryana geçilmek gerekirse, kateterden yapılan ilaç takviyesiyle hasta narkoz almaksızın uyanık bir şekilde ameliyat olabilir.
Epidural analjezi amacıyla verilen ilaçlar sadece ağrı duyusunu ortadan kaldıracak seviyededir. Bundan dolayı hasta ağrı duymaz ama dokunmaları duyabilir, yürüyebilir, karnındaki kasılmaları hissedebilir ve rahatlıkla doğum sırasında ıkınabilir.
Epidural bölge, omurilik ve çevresindeki omurilik sıvısını saran kalın zarın (dura) öncesindeki bölgedir. Yöntem bir anestezi uzmanı tarafından uygulanır.
Hasta oturtulur. İşlem yapılacak bel bölgesi önce antiseptik solüsyonlarla temizlenir, sonra bölgeye steril örtüler örtülür. Daha sonra kateterin uygulanacağı aralık tam olarak tesbit edilir ve çok ince bir iğne ile uyuşturulur.
Bölge uyuştuktan sonra epidural iğne ile epidural aralığa ulaşılır ve iğne içinden ince bir kateter (yumuşak bir plastik tüp) geçirilerek, epidural aralığa yerleştirilir. Daha sonra iğne çıkarılır ve kateter orada bırakılır. Kateterin dışarıda kalan ucu flasterlerle hastanın sırtı boyunca ve uç kısmı omuzda olacak şekilde sabitlenir ve daha sonrasında ilaçlar burdan yapılır.
Hasta işlem sonrası rahatlıkla sırtüstü dönüp yatabilir, sırtında iğne ya da sert bir şey olmadığı için istediği gibi hareket edebilir.
İlaç verildikten 15-20 dakika sonra tam olarak etkisi ortaya çıkar. Uyuşukluğun derecesi ilaca ve dozuna bağlıdır. Doğum ağrısını gidermek için verilen ilaçlarda genellikle uyuşma olmaz. Hasta karındaki kasılmaları hisseder, ancak ağrı duymaz. Rahatlıkla yürüyebilir, tuvalete gidebilir, doğum masasına kendisi geçebilir.
Verilen ilacın etkisi ortalama 1-3 saat kadar yeterli olur. İlacın etkisi azalıp hasta ağrı duymaya başladığında kateterden ek dozlar verilebir.
Doğum eylemi başladıktan sonra her hangi bir zamanda epidural kateter takılabilir. Burada önemli olan ilacın verilme zamanıdır.
İlacın verilme zamanı hastanın primipar (ilk kez doğum yapacak olan anne) ya da multipar (daha önce doğum yapmış olan anne) oluşuna göre değişir. Bebeğin başı doğum kanalına yerleşinceye kadar ağrı kesici ilaçlar yapılamaz. Baş doğum kanalına yerleşmeden önce ilaç verilirse doğumun uzaması ve bebeğin başının kanala yerleşmemesi riski vardır.
Uygun zamanda ve uygun dozda verilen ilaçlar, doğum kanalına yerleşmiş bebeğin hızla ilerlemesini ve doğum süresinin kısalmasını sağlar.
Primiparda genellikle rahim ağzı açıklığı 5-7 cm. multiparda 2-3 cm. olduğu zaman ilaç verilebilir.
Epidural Kateter Kimlere Takılamaz?

Hastanın kabul etmemesi
Kanama bozukluğu varsa
Uygulama bölgesinde enfeksiyon, yanık olması
Kalp ve dolaşım sorunu olması
Nörolojik sorunların olması
Epidural Analjezi-Anestezi Bebeği Etkiler mi?

Epidural kateterden uygulanan ilaçların kanla direk teması olmadığı için bebeğe olan etkileri minimaldir. Bu uygulama ile bebeği etkilemeden annede mükemmel ağrı kontrolü sağlanır.
Epidural Kateter Uygulamasındaki Riskler Nelerdir?
Tansiyon düşmesi Baş ağrısı Bel ağrısı Yetersiz ya da tek taraflı ağrı kontrolü. Sinir hasarı Enfeksiyon Allerji İdrar yapmada zorluk
Burada sayılan riskler, deneyimli uzmanlar tarafından uygulandığında son derece azdır. En sık görülen yan etki tansiyon düşmesidir. Bunu önlemek için işlem öncesi damardan yeterli miktarda sıvı verilmektedir.

HPV Enfeksiyonu, Rahim Ağzı Kanseri ve Aşısı

HPV Enfeksiyonu, Rahim Ağzı Kanseri ve Aşısı
HPV Enfeksiyonu, Rahim Ağzı Kanseri ve Aşısı HPV enfeksiyonu viral bir hastalık olup görülme sıklığı artmaktadır. Sıklıkla cinsel aktivitenin en fazla olduğı 16-25 yaşlarında görülmekle birlikte her yaşta, hatta çocuklarda bile rastlanabilir. Cinsel alışkanlıklar, çok ve değişik eşlerle beraberlik en önemli risk faktörüdür.
HPV Enfeksiyonundaki Artış Nedenleri:
Cinsel alışkanlıklardaki değişmeler
Ailesi yapısının bozulması
Sigara kullanımındaki artış
Genç yaşlarda doğum kontrol hapı kullanım sıklığının artması
HPV Genotipleri ve Rahim Ağzı Kanseri İlişkisi:
Düşük risk grubu: HPV 6,11,40, 42,43,45,54,61,70,72 ve 81
Muhtemel yüksek risk grubu: HPV 26,53,66
Yüksek risk grubu: HPV ,18,31,33,35,39,45,51,52,56,58,59,68, 73 ve 82
HPV Enfeksiyonunun Görülme Şekilleri:
Klasik genital siğiller: En çok rastlanan şeklidir
Yassı kondilom: Gözle görülmezler, kolposkopik muayene ile tespit edilir
Kerotik papüller: Kuru cilt bölgelerinde, özellikle kasıklarda görülür
Dev kondilomlar: Atipi (Kanser) olasılığı yüksektir
HPV Enfeksiyonunun Geçiş Yolları:
Cinsel yolla geçiş: En önemli geçiş şeklidir
Genital HPV geçirenlerin eşlerinde %60-66 oranında genital HPV lezyonları görülür. Bu şekilde bulaşmada en önemli faktör cinsel eş sayısı ve enfeksiyonun alındığı yaştır.İlk cinsel ilişki yaşının erken olması enfeksiyonun alınmasında ve kanser gelişmesinde en önemli etkendir.Erkekte HPV testi zordur, genellikle bulgu vermez
Ekstra genital geçiş: HPV 16 ve 35 tipleri tırnak aralarında yaşayabilmekte ve cinsel dışı geçişte rol oynamaktadır.Çevresel yüzeyler, kıyafetler, havlu, tuvalet, biopsi aletleri ve eldivenler bulaşmada rol oynayabilir
Vertikal geçiş: Doğum sırasında anneden bebeğe geçiş olup bu enfeksiyonu taşıyan kadınların bebeklerinde %4-87 oranında HPV DNA’sına rastlanmıştır.Bebeklerde ‘’Laringeal Papillomatozis’’ hastalığa sebep olduğu gösterilmiştir.
Gebelik sırasında fetusa geçişi tartışmalıdır.
HPV Enfeksiyonunda Tanı Yöntemleri:
Servikal sitoloji (PAP smear): Genital siğil olanlarda mutlaka yapılmalıdır
HPV DNA testi: Güvenirlilik (?) Pahalı ve zor bir yöntemdir.
HPV Enfeksiyonunda Tedavi :
Altta yatan vajinal enfeksiyonların tedavisi
Diabet araştırılması
Vulvanın kuru tutulması
Modern tedavi seçenekleri
HPV Enfeksiyonundan Korunma Yolları:
Cinsel ilişki yaşının geciktirilmesi
Cinsel eş sayısının az olması
Kondom kullanılması
Sigara içilmemesi,
Erken teşhis için PAP smear taramalarının yapılması
Aşı uygulaması
HPV Aşıları:
Rahim ağzı kanserinin %70’i HPV 16 ve 18 enfeksiyonuna bağlıdır
PAP smear taraması ile erken teşhis ve tedavi ile ölüm oranları azalmıştır
Kuadrivalen HPV aşısı ve Bivalen HPV aşısı bulunmaktadır
Kuadrivalen Aşı:
HPV 6, 11, 16 ve 18 tipleri ile ilişkili hastalıklardan koruma sağlar
9-26 yaşlarındaki kadınlara 0, 2 ve 6 ay doz aralıklarında uygulanır
Koruyuculuğu en az 5 yıl olup, rapel doz gereksinimi ileride gösterilecektir
Bivalen Aşı:
HPV 16 ve 18’e karşı koruma sağlayıp, HPV 31 ve 45’e çapraz koruma sağlamaktadır
Bu aşı ile 0, 1 ve 6 ay doz şeması uygulanmaktadır
Gebelik ve Emzirmede HPV Aşısı:
HPV aşısı gebelik kategorisi B olarak sınıflandırılmıştır
Gebelikte önerilmese de teratojenik bir etki bildirilmemiştir
Emziren kadınlarda HPV aşısı yapılabilir
Bu gibi inaktif aşılar emziren annelerin ve bebeklerinin güvenliğini etkilemez
ÖNERİLER:
Maksimum koruma için aşı, hiç HPV ile karşılaşmadan önce yapılmalıdır
9-26 yaş arası kadınların aşılanması önerilmekte olup ilk aşılama için hedef yaşın 11-12 yaş olması önerilmektedir
Aşılama durumuna bakılmaksızın PAP smear taramalarına devam edilmelidir
HPV aşılarının rahim ağzı kanserlerinin sadece %70’ne ve genital siğillerin %90’nına karşı koruyucu olduğu vurgulanmalıdır
Aşı koruyucu bir araçtır ve kanser taramasının yerini alamaz
Smear taramasında hastalık kadınlarda aşı olabilirler, fakat aşının bu kadınlarda daha az etkin olacağı bilgilendirilmelidir
Önceden HPV ile enfekte kadınlar diğer HPV tiplerine karşı korunarak aşıdan yarar göreceklerdir
Bu gruptada yıllık PAP smear taraması önemlidir
HPV aşısı genital siğil ve kanserlerde tedaviyi amaçlamaz, bu hastalara uygun tedaviler uygulanmalıdır.
Toplumlarda aile yapısının korunması ve güçlü tutulması, özellikle genç kızlarımıza ve tüm bireylere gerekli eğitimin doğru ve etkili bir biçimde yapılması en önemli koruma yöntemi olacaktır.

Ergenlik Çağı Jinekolojik Problemleri

Ergenlik Çağı Jinekolojik ProblemleriGenç kızlarda ilk adet kanamalarının başladığı yaş (menars),ortalama 11-13 yaslarıdır. Mens kanamalarının özellikle ilk 1-2 yılı oldukça düzensiz olup daha sonra hormonal dengelerin yaşla birlikte düzene girmesiyle, adet düzensizlikleri ortadan kalkar. Bununla beraber,bazı genç kızlarda adet düzensizlikleri daha uzun süreler devam edebilir. Eger bir genç kiz 16 yaşını doldurdugu halde mens olmamışsa, diğer cinsel gelişim unsurları halen tamamlanmamışsa ( meme gelişimi,koltuk altı ve pubik kıllanma gibi), düzensiz adetleri devam ediyorsa veya adet kanamalari yoğun ve sık aralıklarla oluyorsa bir jinekoloğa başvurmalıdır.Primer amenore, polikistik yumurtalık hastalığı, kanama-pıhtılaşma mekanizması bozuklukları, sık ve yoğun mens kanamalarına bağlı anemiler tetkik ve tedavi gerektiren durumlardır.
Polikistik yumurtalık hastalığı, ergenlik döneminde baslayıp ilerleyen dönemlerde tüylenme-kıllanma artışı, aşırı kilo alımı(obesite), kısırlık(infertilite) ve çeşitli metabolik hastalıklarla beraber devam edebilir; bu duruma ‘’polikistik over sendromu’’adı verilir.Erken teşhişle birlikte,hastalık semptomlarının kontrol altına alınması,yumurtlamalarının uygun tedavilerle düzene sokulması,kısırlığın önlenip hanımın çocuk sahibi olabilmesinin sağlanması mümkündür.
Ergenlik dönemi ve sonrasında uzun süren (7-10 günden uzun) ve yoğun adet kanamaları (günde 80ml yani ortalama 3 pedin üzerinde )veya sık aralıklarla olan (15 günden kisa temizlik dönemleriyle birlikte)kanamalar genç kız ve kadınlarda demir eksikliği anemisi gelişmesine neden olabilir. Kronik anemiler,özellikle gelişim çağındaki genç kızlarda gelişimde yavaşlama,dikkat ve konsantrasyonda azalma, iştahsızlık, başağrısı, çarpıntı gibi sikayetleri beraberinde getirebilir. Daha siddetli anemilerde,’’PIKA’’adıverilen,toprak,kil,kahve yeme isteği gibi anormal iştah değişiklikleri görülebilir.Bu tür durumlarda hem demir içeren ilaçlarla destek tedaviler,hemde adet kanamalarını düzene sokup kanama yoğunluğu ve sıklığını azaltıcı hormonal tedaviler bir arada verilmelidir. Genç kızlarımızın ergenlik çağlarında bilinçli anneler ve eğitmenler ve de hekimlerce bilgilendirilmeleri, ilk mensini gördüğü günden itibaren belli periyotlarla bir uzman tarafindan değerlendirilmeleri onların sağlıklı bir üreme ve doğurganlık dönemine girmelerini sağlayacağı için önemlidir.

Sezeryan Doğum

Anne adayının normal doğum yapmasına engel olan bir etkenin olması ( Anne adayının önceden myom, sezaryen gibi operasyon geçirmiş olması,bebeğin ters veya vaginal doğuma uygunsuz pozisyonda geliyor olması, annede ciddi ölçüde tansiyon artışı, ödem ve idrarda protein çıkışı ve çok hızlı kilo artışı gibi rahatsızlıkların bulunması, anne adayında tümör vb rahatsızlığın bulunması, plasentanın doğum yolunu tıkayacak şekilde aşağı bölgeye yerleşmiş olması, vajinal doğum yolunda bebeğe bulaşacak virüs vb bir rahatsızlığın olması, bebeğin iri olması, göbek kordonunun sıkışması, annede omurga sorunları veya doğuştan kalça çıkığı gibi rahatsızlığın bulunması, vajinal doğumun zor olması ve uzun sürmesi, annenin normal doğum korkusu, annenin daha önce vaJinal operasyon geçirmiş olması…) ya da anne adayının normal doğum yapmak istememesi halinde doğumun sezeryanla olmasına karar verilebilir. Günümüzde anestezi tekniklerinin gelişmesi, enfeksiyon, sterilite sorunlarına karşı etkili antibiyotiklerin olması, ameliyatlardaki dikiş tekniklerinin gelişmesi, cerrahi yöntemlerdeki gelişme sonucunda sezeryan ile doğum daha kolay gerçekleştirilir.
Lina Kadın Sağlığı ve Doğum Merkezi olarak bebeğinizin ve sizin sağlığınız için en doğru doğum yöntemini önermek ve yönlendirmek görevimizdir.